Perşembe, Mayıs 3

Çok Yaşa Fenerbahçe!

4 yorum

"Fenerbahçe Kulübü'nün her tarafa mazhar-i takdir olmuş bulunan asari mesaisini işitmis ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim."

3.5.1918 - Ordu Kumandanı - Mustafa Kemal

Mustafa Kemal'in takımı Fenerbahçe 105 yaşında , ömrüm , damarlarımdaki  kanım...

Perşembe, Nisan 26

Panini Euro 2012 Çıkartma Albümü ve Kültürü

0 yorum
Çocukluğumuzdan beri bahar aylarının vazgeçilmezi olmuştur Panini imzalı şampiyona albümleri, çıkartmaları, ve bunların yanında maç skorlarını bir istatistikçi titizliğinde işleme olayı. France 98'i kaybetmiş olmamla birlikte Euro 2000'den itibaren bütün albümler rafımın en güzel köşesinde ağırlanmaktadır. Biriktirdiğimiz harçlıklarla aldığımız çıkartmalar, yapılan değiş-tokuşlar... Böyle bir emek söz konusu olunca da insan ne kadar büyürse büyüsün vazgeçemiyor bu alışkanlığından. Çocukluğumda büfeden aldığım albümü aynı heyecanla yönetici yardımcısı olduğum D&R'dan aldım geçtiğimiz hafta, garipsenen bakışlar eşliğinde... Bunun bir kültür, bir koleksiyon olduğunun bilincine vardığımız gün gelecek midir bilinmez ama ben sağlığım el verdikçe Panini hastalığım devam edecektir. 

Euro 12 albümünün kısa bir değerlendirmesini yapacak olursak; Kapağı turnuva logosuna uygun olarak dokulu yapılmış ki bundan önceki albümlerde rastlanan bir tasarım değil bu. Bunun yanı sıra Euro 2008'in ardından albüme resmi dil olarak Türkçe de eklenmiş olduğunu baskıdan mı kaynaklandığını bilmeyerek eklemek isterim. İlk sayfadaki şampiyonlar listesinde 3.lük koltuğunda Türkiye'yi görmek bizi ne kadar sevindiriyorsa, Euro 12'de yer alamayacak olmamız da bir o kadar üzüyor. Bunun dışında, hazırlanan turnuva takvimi turnuvaya hakim olabilme açısından önceki albümlerdekine oranla daha kullanışlı olmuş. Ülke federasyonlarının parlak çıkartmaları geçtiğimiz yıllara göre iyi olmamış açık konuşmak gerekirse. Geçtiğimiz albümlere göre önemli bir farklılık daha göze çarpıyor; Futbolcu bilgileri (boy,kilo,oynadığı takım v.s) artık albümde değil çıkartmada yer alıyor. Nostalji çıkartmalarının ikidir hoşuma gittiğini de belirtmek isterim. Paketlere eski turnuvalara ait çıkartmalar da eklenebilir aslında. Son olarak, albüme bir de içindekiler dizini konulmuş ki, elinizde hangi çıkartmanın olup hangisinin olmadığını buradan daha rahat takip edebilirsiniz. 
Genel anlamda başarılı bir albüm ama ilk albümlerim olan France 98, Euro 2000 gibi albümlerin tadını alamıyorum son zamanlarda. Çocukluğumuz o albümlerde kaldığından mıdır bilinmez, ayrı bir sevgi besliyorum onlara. Kimisinde toz toprak, kimisinde halı kokusu var. Yıllanmış şarap misali...
Not: Fotoların hiçbiri şahsıma ait değildir.
UEFA'nın çıkaracağı şampiyona özel ekini de merakla beklemekteyim, aynı zamanda şampiyona özel ürünlerini. Nasıl olsa yıllık izine daha çok var, bu yaz buradayız... 
Gel Euro 12 gel...

Pazartesi, Nisan 23

Ulusal Egemenlik...

0 yorum
“23 Nisan, Türkiye milli tarihinin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır. Bütün bir düşmanlık dünyasına karşı ayağa kalkan Türkiye halkının, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni meydana getirmek hususunda gösterdiği harikayı ifade eder.”
 1922 (Atatürk’ün S.D.V, s. 96)
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun!

Heybet

0 yorum
Ben ki sevdalar sevdası Fenerbahçe'yim
Heybetimin gölgesi altında ezileceksin.

Cumartesi, Mart 31

Şampiyon Fenerbahçe

2 yorum
1899 yılında Siyah Çoraplılar olarak bilinen bugünkü efsane, 1907 yılında Ziya Bey, Ayetullah Bey ve Necip Bey'in girişimleri ile resmi olarak Fenerbahçe ismi ile doğdu. İlk yıllarında kulüp zorluklar içindeydi. Fenerbahçe, o yıllarda yaşanan zor günlerin üzerine takımdan ayrılan futbolcu ve antrenör istifalarına rağmen 1909-10 yılında İstanbul Ligi'nde ilk maçlarını oynadı ve takım ligi 5. sırada bitirdi. Fenerbahçe sıkıntıda olduğu bu yıllarda, Üsküdarlıların teklifi üzerine kulüplerin birleştirilmesi yönünde bir toplantı yapıldı. 1910 yılının bir Eylül günüydü, Üsküdarlıların takımı sahiplenmeye başladığını farkeden Ayetullah Bey masaya yumruğunu vurarak; "Ondördüncü Louis 'Kanun benim!' demişti. Ben de diyorum ki; 'FENERBAHÇE benim!' Bu birleşmeye muhalifim. Toplantı bitmiştir." O gün belki de bugün isminin ötesine hiç bir şey koyamadığımız FENERBAHÇE isminin tarihe altın harflerle damgasını vuracağı gün olarak tarihe geçiyordu.  Fenerbahçe'nin  yaşanan zorlu günleri atlatmasını sağlayan ise Kuşdili'nden Fenerbahçe'ye geçen Elkatipzade Mustafa oldu. Topuz Hikmet ve Hasan Kamil Sporel gibi isimleri Fenerbahçe'ye kattı. 

Ve 1911-12 yılına gelindiğinde ise farklı bir Fenerbahçe vardı. Ligde Kadıköy, Rumblers, Progress ve Strugglers gibi adından söz ettiren takımların arasından sıyırılan, ilk lig tecrübesinden sadece 2 yıl sonra toparlanan takım, 31 Mart 1912 günü ilk şampiyonluğunu elde etti. 
Belirtmek gerekir ki, Galatasaraylı Adnan İbrahim Pirioğlu sakatlayıcı oyunundan dolayı ligden uzaklaştırılınca, Galatasaray sezon başında ligden çekilmişti. 

1911-12 sezonu sadece ilk şampiyonluğun yılı değil Fenerbahçe Futbol Kulübü isminin diğer sporlardaki gelişmelerle birlikte bugünkü adını alarak Fenerbahçe Spor Kulübü olduğu yıl oldu. 1. Dünya savaşıyla birlikte kulüpten ayrılan futbolculara rağmen Fenerbahçe, yetiştirdiği genç oyuncularla bu dar boğazı da atlattı. 1920 yılında ise silah ve cephane yardımı ile Kurtuluş Savaşı destekçisi olan Fenerbahçe, İşgal Orduları tarafından kapatılma kararı ile karşı karşıya geldi. Buna rağmen faaliyetlerine devam eden Fenerbahçeliler, 1918-23 yılları arasında işgal güçlerini sahalardan da sildiler. Fenerbahçe, Türk halkının moral ve direniş gücü oldu. Mustafa Kemal'in neferleri işgal güçlerinin çekilmesinin ardından kapatılan lokali yeniden açtı. Ancak, talihsizlik Fenerbahçe'nin peşini bırakmadığını 1932 yılının bir Haziran gününde gösterdi; Müze ve kulüp binası olarak kullanılan lokal ve içindeki müze çıkan bir yangın sonucu tanınamaz hale geldi, açılan yardım kampanyasında ise ilk destek Mustafa Kemal Atatürk'tendi.

Yazının esas amacı tam 100 yıl önce, zorluklar içinde elde edilen bu ilk şampiyonlukta emeği geçen isimleri onore etmektir.

Ali Sait,Yahya Berki Karagözoğlu (fesli), Abbas Zeki Mazlum, Arif, Hulki Malkoç (fesli), Hüseyin, Sabri İzzi, Kemal, Nuri, Galip (Kaptan), Sait Selahattin, Hasan Kamil Sporel ve Osman Fuat Efendi (Başkan),  Leon, Kirkor, Miço, Nushet, Memiş, Sami Coşar

İsmi geçen geçmeyen, Fenerbahçe üzerinde emeği olan her bir nefere de ayrıca minnetlerimi sunarım. 


"Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz." 
İslam ÇUPİ

Salı, Mart 6

Futbol Daima 4 Yaşında!

5 yorum
Sizlerle birlikte 4 yıl oldu. Aktif olarak sürekli yazdığım yada yazamadığım zamanlar... Kimi zaman yazılarıma hiç yorum bırakılmadı kimi zaman 'Yenilsen De Yensen De' için ilk çağırılan isimlerden oldum, kimi zaman birilerinin yavşaklığını yapmadığım için Blog ağlarından çıkartıldım, kimi zaman Four Four Two ve kimi basın organlarında bloguma yer verildi. 

İlk günlerimde ne bulursam yorumlardım, ardından araştırma yazılarına evrildim. Özellikle son zamanlarımda her daim okunabilecek klasik yazılar yazmaya çalıştım. Ocak ayına -mezun olana- kadar kimi zaman blogu boşlamak zorunda kaldım. Mezun oldum ve tam vakitten bol neyim var derken, bir ay kadar önce D&R'a Müdür Yardımcısı olarak girdim. Geçtiğimiz yıllarda okuldan bulamadığım vakti, şimdilerde hiç bulamıyorum! Ama haftalık izin günlerimde düzenli yazma gibi bir hedefim var, umarım gerçekleştirebilirim. Ben yazmak için elimden geleni yapacağım, siz de okumak ve yorum bırakmak için aynısını yaparsanız minnettar olurum. 
İYİ Kİ DOĞDUN FUTBOL DAİMA! İYİ Kİ VARSIN!

Salı, Ocak 24

Vurulduk ey halkım, Unutma Bizi!

0 yorum
"Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi." 
Huzur içinde uyu UĞUR MUMCU

Pazartesi, Ocak 23

Francesco Totti ve Gunnar Nordahl

0 yorum
Cumartesi günü saat 19:00'da İtalya'da "Bir futbol takımı formasıyla en fazla gol atan futbolcu" ünvanı Milan'da 1949-56 yılları arasında top koşturan İsveç'li forvet Gunnar Nordahl'a aitti. Tam 8 dakika sonra bu ünvan, CAPITANO'nun 1992 yılından bu yana Roma adına attığı 211. gol ile el değiştirdi. 1956 yılında 210. golünü atan İsveçli golcü 1995 yılında yaşamını yitirmiş ve bu ünvanın sahip olarak toprağa girmişti. Rekorun ardından 56 yıl geçti. Bakalım Totti bu ünvana sahip olan başka birisini görebilecek mi? 
Gunnar Nordahl (1921-1995)
Asıl mesleği itfaiyecilik olan Nordahl, 40 yaşına kadar aktif futbol oynadı. Milan'da 257 maçta 210 gol kaydetti. Milan'ın ardından soluğu Roma'da aldı, 35 maçta 15 gol kaydetti ve kariyerini daha önce de formasını giyip yüksek bir gol oranı tutturduğu Norrköping'de tamamladı. Nordahl, gol becerisi, üstün fizik kuvveti, şutları ve çalımları ile Avrupa'nın gelmiş geçmiş en iyi forvetlerinden biri sayılmaktadır.  

Çarşamba, Ocak 18

Madenci Schalke 04 - Türkiye 0?

3 yorum
Geçtiğimiz günlerde Schalke 04 takımı, teknik heyeti ve futbolcularıyla birlikte, gelenekselleşen maden ziyaretlerine bir yenisini daha ekledi. Marl bölgesi (Gelsenkirchen yakınlarında), Auguste-Victoria maden ocağına yapılan ziyaretin amacı, kulübün özüne dönerek futbolcuları bütünleştirmesi ve aynı zamanda Schalke'nin gerçek sahipleri olan maden işçilerine de moral niteliği taşıyor. Günümüzün -yazık ki- endüstriyelleşen futbolunda bu tip güzelliklerin yaşanıyor olması hala bir umut ışığının var olduğunu göstermektedir.
1975
1986
1994
2000
2012

Schalke'nin Madenci Kökeni
Schalke, demir yataklarının yoğun olduğu Ruhr bölgesindeki -Gelsenkirchen ile Dortmund arasında- maden işçileri tarafından kurulur. Kuruluşlarından günümüze kadar uzanan bu süreçte "Knappen" (Madenciler) lakabını hakkıyla taşır, gelecek nesillere aktarırlar. Günümüzde Gelsenkirchenliler hem ekonomik hem de sportif olarak iyi bir noktaya gelmiştir.
Maden işçileri madene girmeden önce birbirlerine iyi şans dilemek için "GlückAuf" derlermiş, maça girmeden önce de Schalke'nin şansı için AufSchalke demeye başlamışlar. Stadın ismi olan AufSchalke Arena da buradan gelir.
Schalke'nin 1958 yılında elde ettiği son şampiyonluğun ardından madende çalışan futbolcu profili de değişmeye başlar. Futbolcusu, destekçisi omuz omuza kürek sallayan Gelsenkirchenliler birbirlerinden ayrılmaya başlarlar, buna rağmen tek varlıkları Schalke'den hiç bir zaman kopmazlar. Öyle ki, son şampiyonluklarından bugüne kadar 50 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen, her şeyin kupa almaktan ibaret olmadığını gösterircesine her yıl Avrupa'nın en yüksek 6. seyirci ortalaması ünvanını elde ederler. (2010-11: 61.320 seyirci/maç başına)
Kulüp olarak da bugünkü ziyaretlerle özlerine dönebilmektedirler. Bugün de, kulübün taraftarlarının büyük bir çoğunluğunu maden işçileri, aileleri ve bu kesimden insanlar oluşturmaktadır. Bir kulübün yönetimini kurumsallaştırabilirsiniz ama ruhunu asla!
Aynı zamanda Schalke bugünkü ekonomik gücünü de enerji sektöründen almaktadır, yönetimin kurumsallaşması daha 90'lı yılların başına kadar inişli çıkışlı bir grafik çizen Schalke 04'ün bugünkü başarısını getirmiştir. Ama unutulmamalıdır ki o kurumsal yönetim bugün bir çok amatör yönetimden daha çok futbolun ruhu için mücadele etmekte, taraftarlarına sahip çıkmaktadır. Bugünkü stadı da kulüp kendisi finanse etmiştir.

Ülkemizdeki Maden-Spor İlişkisi 
Verdiğim haritada ülkemizin enerji kaynakları ve maden ocakları yer almaktadır. Bu bölgelerde bulunan kulüpler bir kez olsun bu ocakları ziyaret etmiş midir? Görmedim, pek sanmıyorum. Umarım etmiştir de birisi çıkıp da "şu gün, şurada, şu şahıslar maden ocağına indi ve işçilere moral verdi" der. Zonguldakspor, KDÇ Karabükspor, Tavşanlı Linyitspor, Adana ve Ankara Demirsporlar var bildiklerim. Peki ya icraat var mı isim taşımanın ötesinde?! Yada sporcusunu da geçtim herhangi bir insan topluluğu -siyasiler hariç- bir insan desin ki onlarla birlikteydim, çaylarını içtim, dertleştim...
Kurumsallaşmanın nadir iyi örneği olarak Schalke'yi verdik, takımın çeşitli faaliyetlerle özüne döndüğünden keza. Bir de kurumsallaşma, özelleştirme gibi kavramların kulübü olumsuz yönde etkilediği bir örnek vermek gerekirse ülkemizden, Zonguldakspor'a dikkat çekmek istiyorum. Kulübün maden işçilerinin kesilen maaşlarıyla -alın teriyle- kurulduğunu ve finanse edildiğini çoğumuz biliyordur. Çalışan on binlerce maden işçisi ve aileleri Zonguldakspor'a verdiği desteği onur ve şeref duyarak gerçekleştirirlerdi. Şehire 60 bin kişilik istihdam sağlayan kömür ocakları, Cumhuriyet'in ilk şehirlerinden olan Zonguldak'ın kalkınmasını ve parmakla gösterilen bir şehir olmasını sağlıyordu. Bugün geldiğimiz noktada o kömür ocakları 620 bin nüfuslu Zonguldak'ın sadece 10 bin kişilik bir kesimini istihdam edebiliyor ve şehir, şehircilik açısından eski günlerini mum ile arıyor. Madende çalışan işçi sayısı azaldıkça, şehirin refah düzeyi, Zonguldakspor'un da başarısı düştü. Gün itibariyle de şuanki Zonguldakspor, Fenerspor (Fener semtinden gelir) olarak değişti. Kulübün 6,5 milyon TL'lık borcu böylelikle Fenerspor'a geçmiş oldu. Zonguldakspor ismini ise, bu sezon amatör lige çıkan ve borcu bulunmayan Demir Madencilik Dilaverspor aldı. Bu değişimin amacının Zonguldakspor isminin yoluna borçsuz devam etmesi gerekliliği olarak açıklandı. Karar tartışmaya açık, ancak bilinen tek bir şey var ki, hangi ülkede olursa olsun madencinin elinin karası, ülkesinin aydınlık geleceğidir.

Pazartesi, Ocak 16

Bitti kalem doldu defter, 90+5'te attı golü LEFTER!

0 yorum
Fenerbahçe, Manisa deplasmanında golü son dakikada Lefter'in dokunuşu ile buldu. Sarı-Lacivertliler iyi oynadıkları maçta son dakika golünden çok, Lefter'in 48 yıl aranın ardından bulduğu gole sevindiler.

Pazar, Ocak 15

Lefter Küçükandonyadis

0 yorum
Sarı-Lacivert çubukluya gönül veren kime sorsanız Lefter der, ki görmemiştir çoğu onun nasıl oynadığını, nasıl büyük bir isim haline geldiğini. Ama duymuştur aynen benim gibi dedelerinden, amcalarından, büyüklerinden. Çocukken arkadaşları süper kahramanları sayarken o Lefter'i haykırmıştır Sarı-Lacivert kasketiyle sokaklarda.
O Lefter ki; Top tekniği, çalımlardaki ustalığı, yarattığı pozisyonlar ve son vuruşları ile sahalara, beyefendiliği ile saha dışına, "Ver Lefter'e yazsın deftere" tezahüratlarıyla tribünlere, Ordinaryüs lakabı ile futbol tarihine altın harflerle yazılan, insanların gönüllerinde taht kuran.
O Lefter ki, Fenerbahçe denilince ilk akla gelen, milli takımın kaptanlığını yapan, "Altın Şeref" madalyasını boynuna geçiren, 400'den fazla gole imzasını atan.
O Lefter ki, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı başımız sağolsun mesajları aldığım. Yerel kulüplerin yanı sıra oynadığı Nice, AEK gibi kulüplerden taziye mesajları verilen...
Büyük futbolcu olmak zordur, emek ister, efsane olmak ise hayatını meşin yuvarlağa, formana adamanı gerektirir. Bunların üstüne efendiliğinden ve insanlığından bir şey kaybetmeyen, adam gibi adamdır... Ve bu insan hakkında konuşmaya başladığınızda boğazınızın kuruduğunu hissedersiniz, konuşamazsınız o an, gözlerinizden iki damla yaş süzülür, susarsınız.
Uğurluyoruz şimdi büyük insanı gururla, kalbimizin güzel bir köşesinden daha derinlerde bulunan bembeyaz bir köşesine. GÜLE GÜLE LEFTER KÜÇÜKANDONYADİS, GÜLE GÜLE ORDİNARYÜS, GÜLE GÜLE...

Çarşamba, Ocak 11

Kampüsü Yakarım Kendim İçin Mezuniyet Gelince

2 yorum
Lisans eğitimime ağırlık verdiğim için yaklaşık 1-2 yıllık süreçte bloglarımı güncel tuttuğum söylenemez. Sanılmasın ki ilk günkü heyecan kayboldu, hayır! Ben bloglarım için zaman yaratmaya çalıştıkça ortaya çeşit çeşit engeller/sorunlar çıktı. İyi de biz ne yapalım, niye anlatıyorsun ki diye soranlar olacaktır; Mezun olduğumu müjdelemek sebebiyle sizlere bu yazıyı yazma gereği duydum. Gerçi mezun olduk iyi mi oldu kötü mü oldu orası da ayrı bir tartışma konusu. İşsizlik almış başını gidiyor, ekonomi her şeye rağmen içler acısı bir durumda, ülkede politikadan başka bir şey gündeme gelmiyor, pis işler-kirli oyunlar ülkeyi derinden etkiliyor; Ve buna rağmen biz yaşamaya, birbirimize bilgi aktarmaya, sosyalleşmeye, özgür düşünceye değer vermeye ve benzeri bir çok güzelliğe devam etmeye çalışıyoruz. Çalışmak demişken, her yeni mezun bir işsizdir misali biraz bunalım yapmamış da sayılmam, daha bir kaç gün önce son finalime girmiş olmama rağmen. Şimdi basılsın özgeçmişler, takılsın kravatlar, yolları arşınlayalım "5 yıl sonra nerede olacağımız" yalanını söylemek için.

Dipnot: Bir işletme mezunu olarak, bu yazım aynı zamanda işverenlere de bir mesaj niteliği taşıyabilir, taşımayadabilir. 

O zaman devam diyelim...

Pazartesi, Aralık 26

13.Yıl Kutlu Ola!

0 yorum
1999 yılında kurulan grubumuz, gün itibari ile 13.sezonunu taçlandırmaktadır.Kurulduğu günden beri Fenerbahçe yolunda ‘’cefakarlığı’’ kendisine şiar edinen ve Fenerbahçe uğruna çekilen cefayı kutsal adleden grubumuz, bir yılı daha geride bırakmanın haklı gururunu yaşamaktadır.
Özellikle 3 Temmuz süreci itibari ile Fenerbahçe adının çembere alınması karşısında oluşan burukluk, 104 yıllık onurlu geçmişin izleri ve güveni ile birlikte yerini geleceğe dair cesaret ve güvene bırakmaktadır.’’Güneşin balçıkla sıvanmayacağı’’ gerçeği göz önünde tutulduğunda, uğruna bir çok fedakarlık sergilediğimiz Fenerbahçemiz’in bu zorlu süreçten şanına yakışır şekilde sıyrılacağına dair güvenimiz ve inancımız tamdır.
Her ne kadar tarihi bir süreçten geçsek de, Fenerbahçe bu süreci geçmişinde yatan emsalsiz güçle atlatacaktır.Fenerbahçe’nin şanlı tarihine leke sürmek bir yana, toz kondurmaya sebep olacak her kim varsa, cevabını bu kulübün yılmaz bekçileri tarafından muhakkak ki alacaktır.
Kulübümüz adına zorlu bir süreçten geçerken, taraftarlık kavramı da zorlu bir kıskacın ortasına sokulmuş durumdadır.Özellikle endüstriyel futbol denen ruh katilinin giderek azdığı şu dönemde, taraftarı taraftar yapan bir çok değer yargısı bir bir elimizden alınmaktadır.
Son olarak en doğal hak olan ‘’deplasmana gitme’’ hakkımızın,  taraftarlıktan bi haber iç ve dış organlarca gasp edilmesi, endüstriyel kültürün taraftarlık karşısında elde ettiği büyük bir zaferdir.Tutkunun yerini bir moda akımına, taraftar gücünün yerini para gibi bir metaya bıraktığı günümüzde, Kulüp taraftarlığını sürdürebilmenin zorluğu giderek ağır bir hal almaktadır. İşine geldiği zaman büyük güç olan 12 Numara, maalesef ki yeri geldiği zaman dış kapının mandalı pozisyonuna çekinmeden sokulmaktadır.
Genel olarak var olan bu ve benzeri  sıkıntılar içerisinde faaliyetlerini sürdüren grubumuz, kurulduğu günden beri sadece araç olarak gördüğü Cefakar Kanaryalar adını, asıl olan amaca yani Fenerbahçe’ ye hizmete yönelik daha sağlıklı bir ivme ile sürdürecektir.
Her ne kadar taraftarlığın katledilmesi için her yol denense de , hayat felsefemizin temel noktası olan Fenerbahçe’ ye hizmet yolunda engellere bakılmaksızın cesaretle devam edilecektir.Endüstriyel kültürün dört koldan saldırdığı ortamda, bizi biz yapan ‘’amatör ruh’’ daha fazla sahiplenilerek, geçmişimizden aldığımız tribün mirasımızın geleceğe taşınması için her türlü mücadeleye girilecektir.Çağın handikaplarının farkındalığı üzerinde daha çok durularak, ilerleyen dönemde günümüz şartlarında mücadele edilebilecek adımlar mutlak suretle atılacaktır.
Bu güne kadar altına imza attığımız icraatların temel çerçevesi olan 22 Koreografi, 21463 metre karelik alanı işgal eden el emeği pankart, 2 Heykel  (Lefter,Alex) , çeşitli sosyal organizasyonlar ve taraftarlıktan gelen diğer temel katkılar, bizlere daha fazlasını yapma yolunda şevk ve teşvik aracı olacaktır.
13.Yılımız vesilesi ile, bugüne kadar gerek tribünde icraatlarımız çerçevesinde işbirliği yaptığımız emek dostlarımıza, gerek senelerdir omuz omuza verdiğimiz tribün dostlarımıza, gerekse azından çoğuna birlikte ortak hareket ettiğimiz tüm camiamıza, sonsuz teşekkürlerimizi sunarız.
Son olarak, Fenerbahçe yolunda taşıdığımız değer yargılarımızı ve kültürümüzü yok etmek isteyenler şunu hatırlatmak isteriz ki ;
Hiç boşuna yorulmayın, biz Bu Sevdaya Tutsağız
Saygılarımızla, Grup CK

Perşembe, Aralık 15

Aşk'a inanmıyorum ama FENERBAHÇE diye birşey var!

0 yorum
Sabahın erken saatlerinde sıraya girmek, kart çekmediği için benden bir sonraki elemanın son iki Fenerium Üst biletlerini alması, bir sonraki kategori için bilet almaya karar verip Şükrü Saracoğlu Stadındaki sondan 2. ve 3. biletleri saniyelerle alabilmiş olmak, kalp krizi riskinin bu kadar yakınen yaşanması...

Cumartesi, Aralık 10

Şampiyon Boca Juniors

2 yorum
Boca Juniors geçtiğimiz hafta Banfield'ı 3-0 mağlup ederek en yakın rakibi Racing Club ile arasındaki puan farkını 11'e çıkarttı. Bu sonuç, bitime 2 hafta kala Primera Division'ın "Açılış" sezonu olan Apertura'da şampiyonun belli olması anlamına geliyordu. İlk olarak gözüme çarpan bir ters orantıyı vermek istiyorum. Son yıllarda River Plate ne kadar kötüyse Boca Juniors da o kadar iyi desek yanlış bir söylem olmaz diye düşünüyorum. Bir kaç yıl geriye gidecek olursak; 2008 Apertura'da 3 takımın (sırasıyla San Lorenzo, Boca Juniors ve Tigre) sezonu aynı puanla bitirmesine tanık olmuştuk. Statü gereği, oynanan şampiyonluk Play-Off'u Boca'nın zaferiyle sonuçlanmıştı. Böylelikle her hafta takip ettiğim Boca, şampiyonluk kupasına uzanmış, bize de kendi halimizde sevinç yaşatmıştı. Diyeceğim şu ki, 2008'deki şampiyonlukta ezeli rakip River Plate ligi son sırada tamamlayarak, ortalama puan averajının taban yapmasına neden olmuştu. Ve hatta geçtiğimiz sezon küme düşmelerinin başlıca sebebi 2008 Apertura performanslarıdır. Kısacası, River'ın o sezonki başarısızlığında Boca şampiyonluk sevinci yaşarken, benzer bir durum da bu sezon yaşanmış oldu. 
Boca'nın şampiyonluk yolu... 
2010-11 Apertura'da Boca'nın ligi 12. sırada bitirmesi, teknik direktör Roberto Pompei'nin görevinin sona ermesine sebep olmuş, göreve Julio Cesar Falcioni getirilmişti. Falcioni ilk sezonu olan 2011 Clausura'da takımı ancak 7.sıraya taşıyabildi. Falcioni'nin ilk sezonunun son maçında ise Martin Palermo aktif futbol yaşantısına son noktayı koymuş, hak ettiği bir şekilde de marşlar ve çiçeklerle göz yaşları içinde uğurlanmıştı. Böylelikle Haziran ayında Banfield maçında efsane ismine veda eden Boca, bir sezon sonra tekrar bir Banfield maçında şampiyonluğunu ilan etmiş oldu. 
Teknik diretör Falcioni için aceleci davranmayan Boca, meyvesini bu sezonki şampiyonlukla almış oldu. Etkileyici bir grafik çizen Boca Juniors, son maçına namağlup ve şampiyon ünvanı ile çıkacak. Boca, 18 haftada attığı 24 gole karşılık kalesinde sadece 6 gol gördü. Ufak bir de anektod verelim; Boca Juniors, son mağlubiyetini geçtiğimiz sezon (10.04.2011) Lanus deplasmanında 2-0'lık skorla almıştı.

Boca maçlarını kaçırmaz, Boca atkı ve formasıyla turlardık bir zamanlar, hey gidi... İspanyolca hocam Sayın Mehmet N. KUTLU'ya ESTO ES BOCA! diyerekten yazıya noktayı koyalım.

Pazar, Kasım 20

Melhore Logo Capitão

0 yorum
Geçirdiği kazada büyütülecek bir şeyin olmadığını belirten "Kaptan"a geçmiş olsun dileklerimle...

Pazartesi, Kasım 14

Lev Yashin (1929-1990)

0 yorum
Lev Ivanovich Yashin, 1929 yılında o zamanki adıyla Sovyetler Birliğinde, işçi bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. 2.Dünya Savaşı sırasında Ordu Fabrikasında yer almış ve futbolla burada, 12 yaşındayken tanışmıştır. Ordu Fabrikası adına top koştururken, Dinamo Moskova onu genç takımına davet eder. Yashin efsanesi böylelikle gün yüzüne çıkma fırsatı bulmuştur. Yıllar geçer ve o, A takıma kadar yükselir. Efsanesi, çevikliği ve refleksleriyle siyah formasında vücut bulur. Yashin'e Kara Ahtapot, Kara Panter gibi lakaplar takılır, ama hiç birisi ona Kara Örümcek kadar yakışmamıştır. Siyah formayı rakiplerini korkutmak için giydiğini (giydirildiğini) ve maçlara sert bir içki içerek çıktığını belirterek başarısının sırrını açığa vurmuştur.
İşçi kökeni, çevresi ve Sovyetler Birliğine olan bağlılığı ona devrimci bir kimlik kazandırmıştır. İşte o, devrimi futbolda kalecilik mevkiinde yaparak tarihe geçmiştir. Klasik kalecilik anlayışına karşı çıkmış ve oyuna müdahil olan, daha aktif bir kalecilik akımı başlatmıştır. Kalesinden çıkan, arkadaşlarıyla konuşan, topu oyuna çabuk sokan, pozisyona daha önceden müdahele eden, iyi yer tutan ve buna benzer bir çok özelliğe sahip günümüzdeki kalecilik anlayışının büyük bir bölümü onun eseri sayılır. Ancak şunu da belirtmek gerekir Lev Yashin, Bulgar kaleci Apostol Sokolov'un oyun tarzından ve çıkışlarından çok etkilenmiştir. Aynı zamanda sırasını beklediği, hocası olarak gördüğü Alexei Khomich'i de her zaman saymış ve kendisini büyük göstermeye çalışmamıştır.
Lev Yashin'in çıkışı rahat ve çabuk olmamıştır. Dinamo'daki ilk yıllarında, o zamanlarda kaleyi koruyan bir başka büyük isim Alexei Khomic'ten forma kapmaya çalışmış, fırsat bulup kaleye geçtiği ilk deneyimlerini ise iyi değerlendirememiştir. Özellikle yediği ilk golün rakip kalecinin degajı ile olması eleştiri oklarının üzerine gelmesine neden olmuştur. Bu olay üzerine bir süre daha yedek olarak görev bekleyen Kara Örümcek, sahadaki mücadeleci ruhunu geleceği için de göstererek kendisini gelmiş geçmiş en iyi kalecilerden biri, hatta belki de en iyisi yapacak bir başarı öyküsüne imza atmıştır.
Kulüp olarak sadece Dinamo Moskova forması giymesi sadakatin yanı sıra istikrarının da bir  göstergesi olmuştur. 1941 yılında başlayan profesyonel futbol kariyeri 1971 yılında giydiği 326. kulüp forması ile son bulmuş, bu 326 müsabaka sonunda, 5 lig şampiyonluğu, 3 Sovyet Kupası şampiyonluğu görmüş, ayrıca Dinamo'nun buz hokeyi takımıyla da yine kaleci olarak bir kupa şampiyonluğu yaşamıştır. 
1954 yılında devraldığı Sovyetler Birliği formasını 78 kez ıslatmıştır. 1967 yılında milli takıma veda ederken, bir Dünya Kupası Yarı Finali (1966), bir Avrupa Futbol Şampiyonası Şampiyonluğu (1960) ve ikinciliği (1964) görmüştür. 1956'da ise Olimpik Altın Madalya (1956) kazanmıştır. 
Takım başarılarının yanında kişisel başarıları da bulunan Lev Yashin, Sovyetler Birliğinde Yılın Kalecisi ödülüne 3 kez layık görülmüştür. Avrupa'da Yılın Futbolcusu "Altın Top" (ki bu bir kaleciye verilen ilk ve tek 'Altın Top'tur), Olimpik Madalya, Lenin Nişanı, FIFA Özel Ödülü, Rusya'nın En İyi 50 Oyuncusu gibi bir çok ödülle onurlandırılmıştır.

Jimmy Greaves & Lev Yashin
Eusebio & Yashin
Yashin & Pele

"Yuri Gagarin'i uzayda görmekten daha iyi bir şey varsa, o da iyi bir penaltı kurtarışıdır. 
Lev Yashin
"Dünyanın en büyük iki kalecisi vardır. Biri Lev Yashin'dir. Diğeri ise Manchester City'de oynamış olan Alman çocuk (Bert) Trautmann."


Lev Yashin, aktif futbol yaşantısında 812 maça çıkmış, 150'den fazla penaltı kurtarmış ve 270 maçı gol yemeden tamamlamıştır. Yashin, maçlarda ona gol atan futbolcuların ondan özür dileyecek kadar saygı değer, kendisine uzak mesafeden gol atan Beckenbauer'in yanına kadar gidip onu kutlayacak kadar da amatör centilmenliğine sahip bir isim olduğunu herkese göstermiştir.  
Hayatı başarılarla dolu bu büyük isim, 1986 yılında daha önceden yaşadığı bir diz sakatlığı nedeniyle bir bacağını kestirmek zorunda kalmış ve 1990 yılında bu ameliyata bağlı olarak hayata gözlerini yummuştur. 1994 yılından beri Dünya Kupasının en iyi kalecileri Yashin Ödülü ile onurlandırılır. Yashin'in mezar-anıtı bir çok Rus (Sovyet) sanatçı ve sporcunun istirahat ettiği Vagankovo Mezarlığı, Moskova'da bulunmakta ve her yıl çoğunluğunu Dinamo Moskovalıların oluşturduğu kişiler tarafından ziyaret edilmektedir.